MekanTR - [Türkiye'nin Paylaşım ve Dostluk Mekanı]

Geri git   MekanTR - [Türkiye'nin Paylaşım ve Dostluk Mekanı] > Haberler > Teknoloji ve Bilim Haberleri

Teknoloji ve Bilim Haberleri teknoloji ve bilim hakkındaki haberler bu bölüme..


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 18.10.2009, 09:01   #1 (permalink)
Onursal üye
 
ExTReMe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: мαηıѕα
Üye No: 540
Mesajlar: 2.731
Konular: 1301
Tecrübe Puanı: 25
Rep Puanı: 1372
Rep Derecesi : ExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud ofExTReMe has much to be proud of
okunmaya deger Değişik TeknoLojık bıLgıLer

Japonya'dan Gribe Çözüm:

Japon bilim adamları, havadaki H5 virüsünü yüzde 99 etkisiz hale getirebilen teknoloji üretti. Sanyo firmasıyla Tottori Üniversitesi uzmanları, musluk suyundan elektrik geçirerek (elektroliz yoluyla) geliştirdikleri özel teknolojinin, havada asılı bulunan kuş gribi virüsü H5'i etkisiz kıldığını açıkladı. Tottori Üniversitesi'nden Koichi Otsuki, "H5 virüsü bulunan havayı özel elektroliz suyuna daldırılmış filtreden geçirdiğimizde virüsün yüzde 99 etkisiz hale geldiğini gözlemledik" dedi. Araştırmacılar, elektroliz suyunun buharının da virüs karşısında işe yaradığını kaydetti.

__________________________________________________ _______________

Kilimanjaro Nil’e Karışacak:


Uzmanlar, küresel ısınma nedeniyle Afrika’da ekvator bölgesindeki karlı zirvelerin 20 yıl içinde eriyeceği uyarısı yaptı.Kongo ile Uganda sınırındaki Rvenzori Dağları, eşi bulunmaz bir bitki ve hayvan hazinesine evsahipliği yapıyor. Bu dağlar, dünyada kalan dört tropik buzullarından biri. Ancak 20 yıla kadar tüm buzullar Nil Nehri’ne karışacak. Bilim ekibi ayrıca 1960’lardan bu yana yükselen sıcaklıklara karşın buharlaşmada bir değişiklik olmadığını gösterdi.İngiltere’den University College London ve Uganda’dan Makerere University uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Afrika’da yüzyıl önce 6.5 kilometre kare olan buzul alandan küresel ısınma nedeniyle geriye sadece 1 kilometre kare kaldı. Buzullar, her yıl 10 metre çekiliyor; bilim insanları buzul bölgenin 1987-2003 arasında yarı yarıya eridiğini ortaya çıkardı.Bilim insanları, Rvenzori tepelerindeki buzulların 20 yıl içinde eriyebileceğini tahmin ediyor. Araştırma ekibinin başı University College London profesörü Richard Taylor makalesinde şöyle yazıyor, “Tropik buzulların erimesi küresel ısınmanın yeryüzündeki etkileriyle ilgili bir mesaj veriyor, insanlık bunu görmeli. Küresel ısınmanın gerçek olup olmadığı hakkında bilim dünyasında bir tartışmadır gidiyor, işte yükselen sıcaklıklar Afrika’daki zirve buzullarını, ünlü Kilimanjaro Tepesi dahil, eritiyor.”



İRONİK AMA ACI, AFRİKA ISINMANIN ESAS KURBANI:

Sanayi alanında çok gelişmediği için küresel ısınma nedeni karbon diyoksit gazını en az salan kıta olmasına karşın, küresel ısınmadan en çok Afrika etkilenecek.Buzulların erimesi ayrıca, buzuların kutsallığına dair inanışları olan bölgedeki yerlililerin inançlarını sarsacak. Daha da kötüsü, yükselen sıcaklıklar sineklerin daha geniş alanlara yayılmasına neden olacak, bu da bölgedeki sıtma vakalarının da artmasına yol açacak. Afrika toplumları, 1970’lerden bu yana bir nebze kontrol altına alınan sıtmanın yeniden kitlesel bir problem haline gelmesinden olumsuz etkilenecek.

__________________________________________________ _______________
Timsah Kanı AIDS'e İlaç Olacak:



Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre timsah kanı HIV virüsünü etkisiz hale getiriyor. Araştırmaya önderlik eden Dr. Adam Britton basın mensuplarna yaptığı açıklamada "Timsah bir silaha benziyor. Bu silahı virüsün kafasına dayıyor ve tetiği çekip öldürüyoruz" dedi. Timsahlar üzerinde çalışmalarını yürüten Britton kendisine yöneltilen "Peki timsah kanı virüsü nasıl yeniyor?" sorusuna şöyle cevap verdi: "Timsahın bağışıklık sistemi çok güçlü... Bu yüzden timsaha HIV virüsü enjekte edildiği zaman virüs bağışıklık sistemini geçemiyor. Ve kısa süre içinde ölüyor."


|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||| ||||||||||||||||||||||||

__________________________________________________ _______________


Kopya Kediler Yavruladı:


ABD'de genetik olarak kopyalanmış vahşi Afrika kedilerinin yavruladığı bildirildi. Kopya hayvanların üreme kabiliyeti böylece ilk kez anlaşılmış oldu. New Orleans'taki Audubon araştırma merkezi uzmanları, kopya dişiler Madge ve Caty ile kopya erkek Ditteaux'nun yavrularının bir süre önce dünyaya geldiğini açıkladı. Araştırmacılar, bu gelişmenin soyu tükenme riskiyle karşı karşıya olan hayvan türlerinin nüfusunun çoğaltılmasının yolunu açabileceğini belirtti. 8 yavrunun da gayet sağlıklı olduğunu kaydeden uzmanlar, ''bütün dünya hayvanları açısından büyük bir potansiyel sunan bu bilimsel macerada rol üstlenmiş olmaktan memnuniyet duyduklarını'' vurguladılar.

__________________________________________________ _______________
Erkekler Daha Zeki Araştırması:


İngiltere`de yapılan bir araştırma, erkeklerin zeka seviyesinin ortalama olarak kadınlardan daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Manchester Üniversitesi Psikoloji Merkezi`nden Paul Irwing ve Richard Lin adlı profesörlerin yaptığı araştırmaya göre, 14 yaşın üstündeki erkeklerin zeka düzeyi, aynı yaştaki kadınlara oranla ortalama olarak 5 puan fazla. Tamamı 2005 yılı sonuna kadar İngiliz Revue dergisinde yayımlanacak araştırmaya göre, 14 yaşına kadar erkeklerle kadınlar arasında IQ farkı yok. Zeka düzeyi 125 olan erkeklerin sayısının bu zeka düzeyine sahip kadınların iki katı olduğu belirtilen araştırmada, zeka düzeyi 155 olan erkeklerin sayısının bu düzeydeki kadınlardan 5,5 kat fazla olduğu kaydedildi. Araştırmayı yapan profesörlerden Paul Irwing, `bu, satranç ustaları, `matematik Nobel`i sayılan saygın `Fields` madalyasının sahibi olan matematikçiler ve Nobel ödüllü kişiler arasında çok sayıda erkek bulunduğunun açıklaması olabilir` dedi. Irwing, `bazı unsurların, IQ düzeyinin aynı olması halinde kadınların bunu daha etkili kullanabildiğini gösterdiğini, çünkü kadınların daha özenli olduklarını` söyledi. Araştırma sırasında önce 80 bin kişiye IQ testi yapıldığı, öğrencilerin hedef alındığı ikinci aşamada 20 bin kişiye test uygulandığı belirtiliyor.

__________________________________________________ _______________
Çok Gülen Acıya Dayanır:




Depresyona ve bağışıklık sistemine iyi geldiği belirlenen gülme, acıya dayanıklılığı da artırıyormuş. İsviçre`deki Zürih Üniversitesi`nden Prof. Dr. Willibald Ruch, acı ile gülmenin ilişkisini araştırırken, deneklere, herkesin daha önce izlediği komedi filmlerini izlettirdiklerini söyledi. Ruch, "Komik filmi izlerken daha çok gülen deneklerin, yarım saat sonra yapılan acı testi esnasında daha fazla acıya dayanabildiğini belirledik. Gülmenin kişinin keyfi ve mutluluğuna etkisi belki anlık olabiliyor. Ancak gülmenin bedene olan fiziksel yansıması daha kalıcı şekilde gerçekleşiyor. Mizahtan ağrı tedavilerinde de bir yöntem olarak yararlanılabilir" diye konuştu.

|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||| ||||||||||||||||||||||||

__________________________________________________ _______________





__________________________________________________ _______________


2.BÖLÜM

__________________________________________________ _______________

Bölüm - 2:

BİLİMSEL HABER BANKASI:

*Petrolün Pabucunu Dama Atacak:


1900 yılında dizel teknolojisinin mucidi Rudolf Diesel, biyodizel için, “Dizel motorlarda bitkisel yağ kullanımı şimdilik bir hayal gibi görünebilir, ama gelecekte petrolün yerini alacak” demişti. İlk dizel motorlar piyasaya çıktığında gerçekten de bitkisel yağlarla çalışacak şekilde tasarlanmıştı. Ancak bitkisel yağların o gün için yüksek maliyetleri, ekonomileri o zamanın ucuz ve alternatif enerjisi olan petrole yöneltmişti. Devran döndü, şartlar değişti. Petrolün çevreye verdiği zararlar ortaya çıktı, petrol fiyatlarının özellikle son üç yıldır tırmanışa geçmesiyle de Diesel’in ilk göz ağrısı bitkisel yağlar yeniden gündeme girdi: Biyodizel. Biyodizel dahil olmak üzere rüzgar, jeotermal ve güneş enerjileri küresel enerji tüketiminin yüzde 2’sinden azını karşılıyor. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ABD’de biyodizel tüm tüketimin binde 2’sine dek düşüyor. Ancak petrol fiyatlarının artması biyodizele talebi canlandıracak. Enerji tüketimi, işlevi itibariyle ulaşım ve ısınma olarak ikiye ayrılıyor; jeotermal, güneş ve rüzgar enerjileri düşük verimleri nedeniyle ısınmada, yüksek ısıya çıkabilen biyodizel ise otomobiller, kamyonlar gibi ulaşım araçlarında kullanılacak. Geleceğin alternatif enerji kaynağı olarak değerlendirilen biyodizel henüz yolun başında, ama ufku açık.



BİYODİZEL NEDİR?

Biyodizel, dizel motorlarda işleyen çevre dostu bir yakıttır. Biyodizel bitkisel, hayvansal yağlar ve evsel veya endüstriyel atık yağlardan üretilebiliyor. Biyodizel üretiminde en çok kullanılan hammaddeler ‘canola’ bitkisi ve soya yağı. Biyodizel, bitkisel yağın bir katalizatör kullanılarak alkolle (etil veya metil) kimyasal reaksiyonla etil veya metil ester elde edilmesine dayanıyor. Transesterifikasyon adı verilen bu işlemde, gliserin (otomobil motoru için zararlı) kimyasal reaksiyonun içinden ayrıştırılıyor. Biyodizeli asıl öne çıkaran ise atık yağlardan ve organik atıklardan üretilebilmesi. Bu sadece maliyeti düşürmekle kalmıyor, çevreye zarar veren maddelerin yeniden değerlendirilmesinin önünü açıyor. Biyodizel, saf olarak veya benzinle karıştırılarak herhangi bir dizel motorda kullanılabiliyor. Uzmanlar, yüzde 20 biyodizel yüzde 80 dizel karışımının dahi küresel ısınmaya neden olan karbon monoksid emisyonunu yüzde 21, hidrokarbon emisyonunu da yüzde 47 oranında düşüreceğini belirtiyor.

BİYODİZELİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Biyodizelin yaygın kullanıma geçmesinin önünde bazı engeller sıralanıyor. 1) Dağıtım: Benzin istasyonlarına sadece biyodizel pompası eklenmesinin maliyeti dünya çapında milyarlarca dolar yatırım gerektirecek. 2) Donma ısısı: Biyodizelin don şartlarına dayanıksız olması ciddi bir sorun, ama çözümsüz değil. 0 derecenin altında donmasını önlemek için normal dizelle karıştırılması halinde, -26 dereceye kadar dayanabileceği belirtiliyor. Örneğin, kerosen eklenmesi de bir diğer çözüm yolu. 3) Otomobillere uyum: 1990’ların ortasından önce üretilmiş eski tip otomobillerin yeni yakıta göre modifiye edilmesi gerekiyor. Bu harcamalar da kullanıcıya yüklenecek. Biyodizel özellikle plastik aksama zarar veriyor. Yeni motorlarda ise böyle bir sorun yok. 4) NOx emisyonu: Biyodizel bir takım gazların emisyonunu azaltırken, yine sera etkisi yaratan bir diğer gaz olan (NOx) azot oksit açığa çıkarıyor. Uzmanlar bu salınımın diğer gazların azalmasıyla kıyaslanamayacak cüzzi bir artış olduğunu vurguluyor.

İSVEÇ PETROLÜ KALDIRACAK

Dünyanın en büyük etanol üreticisi Brezilya’da araçların üçte biri şeker kamışından yapılan etanolle çalışıyor. Brezilya, Batı ülkelerine yılda 1.890.000 ton etanol ihraç ediyor. Biyodizele en büyük önemi veren ülke İsveç 2020 yılında petrolü günlük yaşamdan bütünüyle kaldırmayı planlıyor. Plana göre, ülkede tüm otomobiller biyodizelle çalışacak; hükümet iki büyük otomobil üreticisi Saab ve Volvo ile ortak ArGe projelerini hayata geçirdi bile. İsveç’in yanı sıra İzlanda da benzer bir strateji izliyor.

AB’NİN BİYODİZEL VİZYONU

AB tarım bakanları 20 Şubat’ta yaptıkları bir toplantıda biyodizelle ilgili bir yol haritası çıkardı. Gerek tarımsal istihdamı artırması gerekse çevre dostu olmasıyla benimsenen biyodizel üretimini desteklemek için hektar başına 45 Euro subvansiyon verilmesi kararı alındı. TZOB: Türk çiftçisi ‘petrol şeyhi’ olur Dünyanın en büyük biyodizel üreticisi konumundaki AB toplamında 2006 üretim hedefi 4.5 milyon ton. Birlik, 2010’da biyodizel tüketimini tüm enerji tüketiminin yüzde 5.75’ine çıkarmayı hedefliyor. AB toplamında tüm otomobillerin yüzde 50’ye yakını dizel motorlu. Virgin Havayolları’nın sahibi ve havacılık konusunda yatırımlarıyla tanınan Richard Branson da kendi şirketinin yakın zamanda biyodizeli tek yakıt olarak kullanmanın yollarını aradığını ifade etmişti. Branson, 30 yıl içinde tüm havayollarının biyo-yakıtlara geçeceğini savunuyor.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA TERFİ ETME PEŞİNDE

AB’nin yanı sıra Çin, Hindistan, Tayland, Malezya ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkeler dahi, şeker kamışı ve palmiye yağı gibi tropikal mahsullerle geçinen köylüsünü enerji üreticisi konumuna getirmek için biyodizele bel bağlıyor. Biyodizelin gelişmekte olan ülkeler için birçok avantajı var. Toplumlarının önemli bir kısmını oluşturan kırsal kesim üretici konumuna gelecek, petrole bağımlılık azalacak ve kentsel enerji tüketimi ucuzlayacak. Ancak gelişmekte olan ülkeleri asıl heyecanlandıran ise, kendi ülkelerinde bolca bulunan bir hammaddeyi gelişmiş ülkelere ‘enerji’ olarak satabilmenin hayali.

BARIŞÇI VE KÖYLÜDEN YANA

Biyodizel, petrolün aksine belli coğrafyalarda konsantre olmadığı ve her ülkede farklı bitkiden üretilebildiği için oldukça eşitlikçi ve demokratik bir enerji kaynağı. Biyodizeli, örneğin, Malezya palmiye yağından, Hindistan ve Tayland gibi şekerkamışı üreticileri de şekerkamışından çıkaracak. Her toplum, tarlalarına yüzyıllardır ektiği kendi ulusal veya yerel bitkisini biyodizel üretiminde değerlendirecek. Toplumların sosyo-ekonomik olarak en düşük gelir grubu olan çiftçiler, ‘enerji üreticisi’ konumuna geçecek, bu da gelir dağılımını olumlu etkileyecek.



__________________________________________________ _______________



*Uzak Mı Yoksa Küçük Mü?


Görmenin gerçekliğe ulaşmak olduğuna inanırız, ama bilim adamları gerçeğin bu kadar kolay olmadığını düşünüyor. Sanal gerçeklik odaları, çevremize karşı ne kadar `kör` olduğumuzu gösteriyor. Araştırmacılar, çevremizde olan biteni anlayabilmemiz için gözlerimiz ve beynimizin nasıl ortaklaşa çalıştığını göstermek için değişik ortamlar yarattı. Bilim müzelerinde, nesneleri farklı konumlarda göstererek yapılan klasik deneyler, gözlerimizin küçük, büyük, karanlık ya da aydınlık tanımlamalarını nasıl karıştırabildiğini net olarak ortaya koyuyor.



Aynı nesne iki farklı boyutta
İngiltere`deki Oxford Üniversitesi`nden Andrew Glennerster ve ekibi, insanların içine girdiklerinde genişletildiğini anlayamadıkları bir deney odası yarttı.Bu durum, oda normalken ve genişletildikten sonra aynı boyuttaki iki nesneyi gören insanları aldattı ve genişletilmiş odada nesnenin boyutunun birkaç kez daha büyük olduğunu söylediler.

Sağa yürü, sola bak ve şaşır
Daha sonra gönüllülere, dümdüz bir zemin olarak sanal gerçeklik yaratan bir gözlük takıldı ve bir yandan kendilerinin ve odanın soluna bakarak sağa doğru yürümeleri istendi.Yürüyüş başladığında sanal ortamın boyutları, içindeki nesneleri de kapsayacak şekilde dört kat büyütüldü. Bu durumda gönüllülerin yürüdükleri mesafe de dört katına çıktı.Bu mekanizma, ortama yerleştirilen sabit fotoğraflardan oluşuyordu. Fakat denekler sabit değildi: Kafalarını çevirebiliyor ve yürüyorlardı. Böylece hareketten kaynaklanan derinlik tahminlerinin onlara yardımcı olması gerekiyordu.

Gözümüze inanıyoruz
Ama olmadı... "Garip bir şeyler olduğunu fark edemediler" diyor Glennerster. "Gariplikleri fark edebilselerdi, yürüdükleri yönde attıkları adımlar da ortamın boyutuna göre büyür ya da küçülürdü."Glennerster`e göre insanlar, ortamın boyutlarında yaşanan değişikliklere adapte olmak yerine yürüyüşlerini bu garip ortamda yaptıkları gözlemlerine uydurmayı tercih ediyor.

Farklı ortam farklı boyut
Araştırmacılar bu ilüzyonu somut verilerle değerlendirebilmek için, odaya havada asılı bir küp yerleştirdi ve deneklerden bu küpün büyüklüğünü akıllarında tutmalarını istedi.Yeni bir ortama alınan katılımcılara aynı büyüklükte bir küp daha gösterildi ve öncekiyle büyüklük oranlaması yapmaları istendi. Gönüllüler, aradaki farkın iki, hatta dört kat olduğunu söyleyerek yanılgıya düştü.

Göz üç boyutta yanılabiliyor
Nesnelerin uzaklıklarını hesaplayabilmek için insanlar genellikle, her iki gözlerine gelen farklı bilgilerin karışılaştırılmasıyla oluşan derinlik tahminine güvenir.Fakat Glennerster ve ekibinin yaptığı deney, bu tarz bilgilerin değerlendirilmesi konusunda, yapay üç boyutlu ortamlarda görme kabiliyetimizin çok iyi olmadığını gösterdi.

Yakın görüşe odaklıyız
Londra Üniversitesi`nden görsel uzmanı Michael Morgan da, bu `kıvrak` deneyin, her iki gözle yapılan görme işleminin ne gibi durumlarda iyi olduğu konusunda sorular ortaya attığını söylüyor."Araştırma, görme işlevinin uzaktaki nesnelerin detaylarını tahmin etmek için kullanılmadığını gösteriyor: İşlev, yakın görüş ve yakın görüş içindeki nesnelere ulaşmak için kullanılıyor."

Bilgisayar oyunları da gelişecek
Görsel ilüzyon deneylerinin sonuçları, insanın idrak yeteneğini anlamak ve robotlara görsel bilgiyi değerlendirme yeteneği kazandıracak bilgisayar algoritmlerinin kurgulanmasında kullanılacak.Andrew Glennerster, "insanlar, bilgisayarların yaptığından farklı bir şeyler yapıyor diyor: "Bu farklılıkları bilmek, daha karmaşık sanal gerçeklik ortamları yaratılmasında bize yardımcı olacak."Elde edilecek sonuçlar, ameliyatlarda kullanılan uzaktan kumandalı robotların geliştirilmesinden bilgisayar oyunlarının görsel kalitesinin yükseltilmesine kadar birçok değişik amaçla kullanuılabilecek.



__________________________________________________ _______________



*Buzullar Eridiğinde Her Yeri Su Basacak:


İngiliz hükümetinin hazırladığı son felaket raporuna göre iklim değişikliğinin etkisi sanılandan daha ciddi olacak. Kuzey Buz Denizi ortadan kaybolacak; kutup ayılarının soyu tükenecek. Küresel ısınma, etkisini en çok Kuzey Kutbu`nda hissettiriyor. NASA`nın uydu fotoğraflarını inceleyen bilim adamlarına göre, buzullardaki erime hızlandı. Norveç`te açıklanan bir araştırmanın sonuçlarına göre de 100 yıl içinde kuzeyde hiç buzul kalmayacak. Rapora göre, 1960`lardaki kirlenme buzulların yüzde 20`sini eritti. Sadece 2005`te Alaska büyüklüğünde bir buzul alanı ortadan kayboldu. 300 bilim adamının yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kutbu`ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı. Bilim adamları, küresel ısınmanın neden olduğu buzul erimeleri ile okyanuslardaki su miktarının artacağını, bunun sonucunda da deniz seviyesine yakın bölgelerin sular altında kalacağını ve seller yaşanacağını belirtiyor. Isınan su buzulları eritiyor Küresel ısınmanın buzullar üzerinde etki göstermesinin nedeni buzların beyaz olması. Beyaz renk güneş ışınlarını yansıtıyor. Yansıyan ışınlar daha koyu renkte olan okyanus ve karalar tarafından emiliyor. Bu da okyanus sularının daha çok ısınmasına sebep oluyor. Isınan okyanus buzulları eritiyor. Bu erime önce dünyada bir soğuma dönemi, ardından da kuraklık getirecek. Amerikan, İngiliz ve Avustralyalı bilim adamları ortak bir raporla, dünyanın 10 yıl sonra çevre felaketleri açısından geri dönülemez noktaya geleceğini duyuruyor.



Son felaket raporu
İngiliz hükümeti tarafından yayımlanan bilimsel bir raporda da, iklim değişikliğinin düşünülenden daha ciddi etkilerinin olabileceği uyarısında bulunuldu. Sera gazı salımının "tehlikeli" seviyesinin altında tutulmasının ise çok küçük bir şans olduğu belirtildi.Raporda, sera gazları (karbondioksit, ozon, ********n, azotoksit, kloroflorokarbon, su buharı) salımının artmasıyla atmosferin sıcaklığının 2 derece yükselmesinin Grönland`ın buz tabakasının erimesini tetiklemesinden endişe edildiği vurgulandı. Grönland`ın erimesinin 1000 yıl içinde denizlerin seviyesinin 7 metre yükselmesine neden olabileceği uyarısı da yapıldı.

En çok yoksul ülkelerin bunlardan etkileneceği vurgulanan raporda, küresel ısınmayla birlikte ortaya çıkması olası en önemli etkiler şöyle sıralandı:

- Tarımda verimin azalması ve özellikle Avrupa ile Rusya`da hasatlarda büyük düşüş
- Kuzey Afrika`nın çölleşmesiyle büyük oranda göç
- 2.8 milyar insanın susuzlukla karşı karşıya kalması
- Mercan resiflerinin yüzde 97`sinin yok olması
- Kuzey Buz Denizi`nin tamamen ortadan kaybolması ve kutup ayılarının soylarının tükenmesi


Afrika ve Kuzey Amerika`da sıtmanın yayılması
Sanayi devriminden önce atmosferdeki milyon birim başına karbondioksit partikül oranının 275, şu an ise 350 olduğu vurgulanan raporda, AB`nin atmosferin iki derece ısınmasını engelleme hedefine ulaşılabilmesi için bu oranın 450`de veya daha altında sabitlenmesi gerektiği kaydedildi.İngiliz hükümeti, bu raporu yayımlarken, ABD`nin ise, sera gazına karşı önlem isteyen NASA`nın bir numaralı iklim uzmanı Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü Başkanı James E. Hansen`in konuşma yapmasını ve yazı yazmasını da engellediği ileri sürüldü.



__________________________________________________ _______________




TEKNOLOJİ HABERLERİ:

*Avrupa’nın İlk Piramidi:



Bosna Hersek’te bir tepede süren kazı çalışmalarına katılan Mısırlı uzmanlar, toprağın altındaki piramidin Mısır’daki Gize piramitlerine benzediğini açıkladı.Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna yakınlarında, altında Avrupa’nın ilk piramidinin yattığı düşünülen dağın kazılmasına devam ediliyor. Kazı çalışmalarına katılan Mısırlı jeoloji ekibi, dağın gerçekten de bir piramit barındırdığını düşünüyor. Mısırlı uzman Dr. Ali Abdi Alla Barakata, piramidin Mısır’dakilerden farklı daha arkaik bir formu olabileceğini ifade etti.Mısırlı jeolog Dr. Barakata, piramitler ülkesi Mısır’dan Bosna’daki kazı çalışmalarını inceleyen ilk uzman. Barakata, toprağın altından çıkan taşların yapısının antik piramitleri andırdığını vurguladı. Kazı çalışmalarına başkanlık eden Samir Osmanagiç, başkent Saraybosna’nın 40 km dışındaki Visoçika tepesinin altında Avrupa’nın ilk piramidinin olduğunu savunuyor. 650 metre yüksekliğindeki tepenin prizmayı andıran yapısı ve kazılan bölümlerde gizli tünellerin bulunması, Avrupa’nın ilk piramidi olduğu kanısı güçlendirmişti. Osmanagiç’in ekibi genellikle amatör ve gönüllülerden oluşuyor.

PİRAMİT DEĞİL İDDİASI

Kimi uzmanlar, dağın altında bir piramit olmadığını, kazı çalışmalarının hüsranla sonuçlanacağı iddiasını dile getirmişti. Bu görüşteki uzmanlar, böyle bir piramidi inşa edecek herhangi antik bir uyguarlığın Bosna Hersek topraklarında yaşamamış olduğuna dikkat çekmiş, tepenin olağandışı bir şekil olduğunu savunmuştu.




__________________________________________________ _______________



*Cinnet Ağır Ağır Geliyor:


Ruhsal sorunların doruk noktası olan cinnetin birden bire ortaya çıkmadığı, yoğun bir birikimin sonucu olduğu açıklandı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal, Adana`da, birinci sınıf bir emniyet müdürünün kendisinin yanı sıra eşinin ve iki çocuğunun yaşamına son vermesinin, cinnet geçirmenin eğitimle, meslekle, sosyal statüyle ya da kariyerle hiçbir ilgisinin olmadığını ortaya koyduğunu belirtti. Halk arasında "cinnet" olarak bilinen ruhsal sorunun, "kişinin herhangi bir ruhsal nedenle öz denetimini yitirip kendine ve çevreye zararlı girişimlerde bulunması olayı" olduğunu vurgulayan Ünal, "Yaşam koşullarının ağırlığı ya da ailevi sorunlar başta olmak üzere yaşanan sıkıntılar önce ruhsal problemlere, ardından depresyona, önlem alınmadığı takdirde ise ruhsal sorunların en doruk noktası olan cinnet geçirmeye kadar varabiliyor" diye konuştu.



Önlem alınmalıÇok sakin, hoşgörülü, sevecen, hayat dolu bir insanın bile günün birinde cinnet geçirmesine "şaşılmaması" gerektiğini ifade eden Ünal, şunları söyledi: "Burada yapılacak olan şey, ruhsal sorun cinnet boyutuna ulaşmadan kişideki değişimi görüp önlem almaktır. Oysa, ülkemizde halen psikiyatra gitmeyi (delilik) gibi algılayanlar var. Psikiyatrik sorun, bir suç, günah ya da ayıp değildir. Her şeyin tedavisi vardır, ancak giden bir canın tedavisi mümkün olmaz."

Cinnet `geliyorum` derİstatistiklere göre, kadınların daha sık psikiyatriste başvurduklarını, buna karşın cinnet gibi en ağır depresyonun genelde erkeklerde görüldüğüne dikkati çeken Ünal, şunları kaydetti: "Cinnet, aslında önceden verdiği belirtilerle (geliyorum) der. O kişi eğer sakin, hoşgörülü, sevecen ve neşeliyse, birden bire bunun tam tersi olabilir. Kişi mutsuz, karamsar, agresif ve keyifsizdir, uykusuzluk çeker, hayattan zevk almadığını sık sık telaffuz eder, ölümden, öldürmekten de bahsedebilir."

Hep birlikte kurtulalım
Cinnet geçirip, ailesini de adeta katledenlerin ilk etapta onlardan nefret ediyor olabileceği izlenimi verdiğine işaret eden Ünal, "Oysa, bu zaman zaman nefretten kaynaklansa da çoğunlukta en önemli neden aşırı sevgidir. Cinnet geçirip, ailesini de adeta katledenler (Bu hayattan hep birlikte kurtulalım. Benden sonra onlar perişan olmasın) düşüncesiyle bu eylemi gerçekleştirirler" dedi.

Silaha ulaşım zorlaştırılmalı"Son günlerde intihar olaylarının altında, parasal sıkıntıların bulunduğunu, kredi kartlarının neden olduğu bilinçsiz alışverişlerin kişilerin yaşamına mal olduğunu" ifade eden Ünal, şöyle konuştu: "Defalarca gündeme getirmemize rağmen isteyen herkese hatta istemeyene bile bankalar neredeyse zorla kredi kartı vermeye devam ediyor. Bir diğer sorun yine silah almadaki kolaylıklar. Güvenlik güçleri görevleri gereği silah taşıyor, ancak sivil vatandaşlarda da bu çok yaygın. Bu nedenle yoğun depresyon sonucu bir anlık bir olay olan cinnet sırasında kişi en yakın silahına sarılıyor. Bu silahlara ulaşımı zorlaştırmamız gerekiyor."



__________________________________________________ _______________


*Gladyatörler Vahşi Değil Masummuş:



Efes Antik Kenti`nde yapılan araştırmalara göre Roma dönemi gladyatörleri, vahşice şiddet uygulanmasını engelleyen sıkı kurallar çerçevesinde dövüşüyordu. Efes`teki mezarlarda bulunan kalıntılar üzerinde yapılan incelemelerde, gladyatörlerin her şeyin serbest olduğu kanlı dövüşlerden kaçınarak, özenle belirlenmiş dövüş kurallarına bağlı kaldıkları anlaşıldı. Avusturyalı araştırmacıların 67 gladyatörün kemiklerindeki yara izleri üzerinde yaptıkları inceleme, `Forensic Science International` dergisinde yayımlandı.



Tek silah
Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi`nden Karl Grosschmitdt ile Avusturya Arkeoloji Ensitüsü`nden Fabian Kanz, gladyatörlerin ölüm nedenlerini saptamak için X ışınları ve mikroskopik analizler yaptı.Araştırmada, kafataslarının ön tarafındaki yara izlerinden, her bir rakibin bir maçta yalnızca bir çeşit silah kullandığı saptandı.

Kafaya son darbe
Araştırma sonucunda, 2 bin yıl öncesinin dövüşlerindeki vahşi şiddet ve uzuvların kesilmesinin gladyatörlerin dövüşünde kural dışı olduğu ve kaybeden tarafın ölümünün de çabuk gerçekleştirildiği ortaya çıktı.Gladyatörlerin kask giydikleri bilinmesine rağmen, kemikleri üzerinde inceleme yapılan dövüşçülerden 10`unun kafalarının yan tarafına vurulan benzer bir darbeyle öldükleri anlaşıldı.Araştırmacılar, bu izlerin dövüşte kaybeden yaralı gladyatöre ölümünü çabuklaştırmak için son darbenin vurulduğunu gösterdiğini belirledi.

Disiplinli dövüş
Araştırmaya Ridley Scott`ın yönettiği ve Russell Crowe, Joaquin Phoenix ve Oliver Reed`in başrollerini paylaştığı `Gladyatör` filminin danışmanlarından Kathleen Coleman da katıldı.Harvard Üniversitesi`nden Coleman, "hiçbirinin kafatasının tekrarlanan darbeler almamış olduğunun görülmesi, gladyatör dövüşünde ve sonrasında disiplin uygulandığı görüşünü teyit ediyor" dedi.

ExTReMe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklam alanlarımız
Cevapla

Beğendiğin konuyu paylaş


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Şu Anki Saat: 12:03 ve Tarih : 03.09.2010

Copyright Link
Design by CanavaR
Powered by vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2007, Jelsoft Enterprises Ltd.
  film izle | film indir