MekanTR Forumları - [Türkiye'nin Paylaşım ve Dostluk Mekanı]  

Geri git   MekanTR Forumları - [Türkiye'nin Paylaşım ve Dostluk Mekanı] > Her Telden > İslamiyet ve Diğer Dinler
MekanTR Facebook Sayfası, Tıkla Sende Destek Ol
İslamiyet ve Diğer Dinler Dini Bilgilerle aradiginiz her türlü bilgiye ulasabilirsiniz....


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Arapların Osmanlı'nın Yıkılışında İhanet Ettikleri Doğru Mudur ?
Konudaki Cevap Sayısı
1
Şuan Bu Konuda Olanlar
 
Görüntülenme Sayısı
61

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 22.07.2009, 18:10   #1 (permalink)
Oyun KraLı
 
pRoHacK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Nerden: Gelmiş bu akıllı
Üye No: 10631
Mesajlar: 1.237
Konular: 893
Tecrübe Puanı: 33
Rep Puanı: 2222
Rep Derecesi : pRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond reputepRoHacK has a reputation beyond repute

Arapların Osmanlı'nın Yıkılışında İhanet Ettikleri Doğru Mudur ?

Değerli Kardeşimiz;

Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak “ihanet ettikleri” kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar söz konusu olduğunda, Osmanlı’ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.

Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, “Arapların ihaneti” söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret eder:

“Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916’da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, I. Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ‘askeri açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ‘bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani ‘asıl cephenin gerisi’nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur.

‘Asıl cephe’, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi’nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır... Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.”1

Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-İsrail İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:

“O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı’nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George’un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu’na isyan eden> Faysal’ın Arabistan’daki taraftarları, bir istisnaydı.”

Araplar’ın topluca ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun’un ifadesiyle, “I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir.” 2

Bu konuyla ilgili başka bir hakikat de, Araplar içinde milliyetçiliği başlatanların Müslüman Araplar değil Hıristiyan Araplar olmasıdır. Bu konuda büyük bir otorite olan Prof. Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç, aslında en son noktaya kadar “ayrılıkçı” olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:

“Görülüyor ki Arapların ‘milli’ hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı. Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı.3

İngiliz tarihçi Peter Mansfield’e göre, Osmanlı’daki Arap milliyetçiliğinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardı:

“Birincisi, bu Avrupa kökenli milliyetçilik fikirlerinin bu yerlere (henüz) işlememiş olması; ikincisi de, Sultan II. Abdülhamid’in İmparatorluğun elinde kalanını bir arada tutmak için uyguladığı başarılı ve kurnazca yöntemlerdi.”4

Tarihçi Zekeriya Kurşun da “Abdülhamid’in saltanatı boyunca Arap milliyetçiliğinin... önceki hızını kaybettiğine” dikkat çeker ve “Abdülhamid, Arap milliyetçiliğinin harekete geçmesini geciktirmiştir” yorumunu yapar.5

Sultan Abdülhamid'in politikasının temeli, 19. yüzyılda hâlâ devam eden dini bağlılık ve geleneksel siyasi sadakat faktörünü canlandırarak Osmanlı devletini ve ülke bütünlüğünü kurtarmaktı. Kurtuluş Savaşı sırasında ne bir Arap ihaneti, ne de bir Kürt ihaneti yaşanmamasının arkasında da bu çaba yatıyordu.

1-Cengiz Çandar, “Sharon'cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları”, Yeni Şafak, 5 Nisan 2002

2-Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 153

3-Kemal Karpat, İslam'ın Siyasallaşması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s. 379

4- Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 30

5- Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, s. 30

Mustafa Akyol - Zafer

Selam ve dua ile...
__________________
http://img25.imageshack.us/img25/163...op20dalla2.gif

Her Türlü Sorunlarınız İçin Alttaki Msn'yi Ekleyip Bana Ulaşabilirsiniz Yada Forumda Özel Mesaj Atabilirsini
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Reklam alanı

Tüm erkek giyim moda fırsatları için tıklayın !

Alt 28.07.2010, 22:19   #2 (permalink)
D'oH!
 
üretimhatası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: Ankara
Üye No: 266
Mesajlar: 2.272
Konular: 271
Tecrübe Puanı: 44
Rep Puanı: 2619
Rep Derecesi : üretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond reputeüretimhatası has a reputation beyond repute

konu eski olabilir ama yinede birşeyler yazmak istiyorum

Lawrence gibi ikna kabiliyeti gelişmiş herkesi kandırabilecek seviyedeki bir ajan, bağımsızlık ve rahat yaşamayı yaşam tarzına çevirmiş bedevileri, ayaklanma için kandıramıyacak mı? Çok saçma.
"Arapların birçoğu,Osmanlı ve Avrupa'lı devletlerin hakimiyetine karşı verdikleri özgürlük mücadelesine önderlik etmesinden dolayı onu,Arap ulusal uyanışının öncüsü ve halk kahramanı olarak kabul etmektedirler. Kendisine hayran bedeviler tarafından Lawrence'a Dinamit Emir (İng: Amīr Dynamite) lakabı verilmiştir."
I. Abdullah, Ürdün kralı yine kışkırttıkları arasında,
Vahabi Abdülaziz bin Suud,
"Abdülaziz bin Suud'a, İngiltere'den külliyetli miktarda para, silah, cephane, teçhizat ve levazım malzemesi sağladı."
"Arap bölgesini Osmanlı Devleti'ne karşı isyan haline getirmeyi başardı. Asi Araplar'ı da Yemen, Filistin, Irak cephelerinde İngilizlerin safında yer aldırttı."
"Lawrence, gerilla harpleri yaptırarak Türk kuvvetlerine çok zarar verdirdi. Türk kuvvetlerinin Hicaz'a ulaşımını sağlayan Şam - Hicaz Demiryolu'nu kısmen tahrip ettirdi. Demiryolu istasyonlarına gece baskını yaptırdı. Osmanlı'ya bağlı Hicaz halkı dışında Vahabiler'i ve asileri Türk düşmanlığı ile körükleyip Mekke ve Medine'de de ihanetlere neden oldu."
"Kitap yazıp konferanslar vererek kendini "şeyh" diye tanıttı. Güçlü hitabeti, cin fikri ve İslam düşmanlarından aldığı bol yardımlarla pek çok kimseyi çevresinde topladı."
"Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti yıkılınca, görevi tamamlamış olarak İngiltere'ye dönen Lawrence'ın önerdiği görüşler, Arap ulusalcılığını ateşledi."
"Arap dünyasında, 'aynı din, dil, ülke ve ırka mensup olmalarına karşın birbirine düşman' birçok devlet kuruldu."
Peygamber soyundan geldiği "inancını" kullanarak, Mekke şerifliğini sürdüren Hüseyin bin Ali'nin, dört oğlundan üçüncüsü olan Faysal, 32 yaşında ve "yakışıklı" bir adamdı.
1917 Ekim'inde Arabistan'a gelen Lawrence'le ilk kez burada karşılaştılar.
Lawrence daha sonra anılarında, Faysal için şunları yazacaktı:
"Arabistan'da görmek için geldiğim adamla karşılaştığımı, ilk bakışta anladım. Arap İhtilali'ne şan katacak bir liderdi karşımdaki."
Faysal'ın komutasındaki düzensiz birlikleri yönlendirip Osmanlı ordusuna karşı gerilla mücadelesi veren Lawrence, Akabe ve Şam'ın işgalinde önemli rol oynamıştı.

Arap birlikleri daha sonra, doğrudan General Allenby'in komutasına girecekti.

İngiliz kaynaklarında yer alan bir bilgiye göre, Temmuz 1917'de Arap güçleri Sina yakınlarındaki Akabe'yi ele geçirip, Kudüs'e yürüyen İngilizler'e katıldılar.


"İngiliz altınları"nı başarıyla dağıtma yeteneği sayesinde "Arap kardeşlerimiz"e Mehmetçik'i sırtından hançerletebilen İngiliz casusu Lawrence'ın Ortadoğu'da o günlerde yarattığı huzursuzluk, kimi zaman yoğunlaşarak, kimi zaman sığılaşarak da olsa, bölgedeki varlığını bugün de sürdürmektedir.
Bu huzursuzluğun yoğunlaştığı dönemlerde karşılarında İsrail'i bir kabus gibi bulan "Arap kardeşlerimiz", dedelerinin hatasını yumruklarını alınlarına vurarak anımsıyorlar ve kimbilir kaç bin kez yineledikleri "Türkler başımızda olsaydı, bunlar başımıza gelmezdi" sözüyle belki biraz teselli buluyorlar.
Ve onların bu durumlarına baktıkça "Lawrence'ın patronları" ise, büyük bir olasılıkla dudaklarını hafifçe büküp gülümseyerek, "Good morning after supper" (Akşam yemeğinden sonra günaydın!...) diyorlardır.

Bu konuda başka tartışacak varsa buyursun, ama gerçekten beni ikna edecek delilleri varsa buyursunlar, yukardaki gibi düşünce kaynaklı yazılarla ikna olmam . Daha buraya yazmadığım 12 ciltlik Alman raporlarıda var onlarıda bulup paylaşbilirim gelen ona görede gelsin



__________________

(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Şu Anki Saat: 03:55 ve Tarih : 12.02.2012

Forum | Biyoloji

Design by CanavaR
Powered by vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2007, Jelsoft Enterprises Ltd.